bu günkü ziyaretçi 2
   
  1953 Dumlupınar Faciası
  Kaza Anı
 

Kaza Anı

 

            Komutan Sabri Çelebioğlu, hızla üzerlerine gelen Naboland’ın önünden geçemeyeceklerini anladı ve boğazını yırtarcasına bağırdı: “ Son yol tornistan”. Son yol tornistan demek, motorların patlama ihtimalini göze alarak, aniden geriye doğru hareket etmek demektir. Acaba Naboland’ın 100-150  metre yakınlarında verilen bu emir Dumlupınar’ı kurtarabilecek miydi ?

             Astsubay Hüseyin İnkaya kısaca etrafa göz attı . Denizaltının baş tarafı, Naboland’ın soluna düşüyordu artık. İki gözcü er denizaltının en önünde, Naboland’a el kol sallıyordu. Gözcülerin hemen iki üç adım arkasında Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu ve onun da biraz gerisinde Üsteğmen Hasan Yumuk ve Üsteğmen Kemal Ünver vardı. Astsubay Şaban Mutlu ise, denizaltının omurgasındaki tepeden projektörle Naboland’a işaret gönderiyordu. Üsteğmen Hüseyin Akış’la Astsubay Hüseyin İnkaya’da olanları çaresizlik ve endişe içinde izliyordu.            Bu sıralarda içerideki subay, astsubay ve erler var güçleriyle çalışıyordu. Kimi koğuş koğuş dolaşıp arkadaşlarını uyandırıyor, kimi manevraları yönetiyor, kimi tornistan emrinden sonra ısınan motorları rahatlatmaya çalışıyor, kimi çatlayan patlayan boruları sarıyordu. Kimileride dar koridorlarda koşuşturanlar arasından manevra dairesine veya santral dairesine giderek ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sonunda Komodor Albay Hakkı Burak manevra dairesinden telsizle herkesi şöyle uyardı: " Büyük bir gemi yaklaşıyor, çarpışma olacak, siper alın."

            ***

            Tam bu sıralarda Gelibolulu genç kızın içi sıkılır, bunalarak odanın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşır ve kaçırmamak için geçecek bir denizatlıyı sık sık camdan bakar içi sıkılarak.

            ***

Yine bu sıralarda Eceabat sahilinde bir ses duyulur yüreklere korku salan. Zıpkın yemiş balinanın çığlığı gibi…

Naboland, Dumlupınar’a baş torpido dairesinin sancak tarafından bindirmişti.

Dumlupınar’ın baş tarafından karanlık sular dolmaya başladı. Santral dairesinde büyük bir patlama oldu ve elektrikler kesildi. Manevra dairesinde yangın çıktı. Geminin her tarafı sularla dolmaya başladı. Patlamalardan sağ kurtulanlar kendilerini dairelerin içine kilitleyerek kurtulmaya çalışıyordu. İşte üç gün boyunca yaşam mücadelesi verecek olan 22 denizci, denizatlıya hızla dolan suların kendi bölümlerini de yuttuğunu görünce, ancak bir kişinin yürüyebileceği dar koridorda düşe kalka kıç torpido dairesine kaçtı.

Naboland’ın Dumlupınar’ı ezip, üzerinden geçtiği sırada güvertede olan sekiz denizci sarsıntının etkisiyle denize düştü. Onlardan biri olan Hüseyin Akış suyun içinde çırpınırken, iki gözcünün birbiri ardına Naboland’ın pervanesine takıldığına şahit olur. Aynı akıbete uğramamak için var gücüyle yüzer. Kendilerine verilen eğitimlerde,batan geminin anafor oluşturduğu anlatılmıştı. Bunu bilen denizciler bütün güçlerini harcayarak yüzüyorlardı. Biri hariç: Şaban Mutlu, sarsıntı sırasında başını demire vurup, bayılarak denize düşmüş ve boğularak şehit olmuştu.

Naboland çarpışmadan sonra ortalığı düğün yerine çevirmişti. Fosforlu can simitlerini denize bırakmış, tahsiliye sandallarını indirmiş, etrafa aydınlatma fişekleri fırlatmış ve S.O.S. verip olayı duyurmuştu.

Hüseyin Akış ve Hüseyin İnkaya, karşılaştıklarından bir saat sonra, Naboland’ın bıraktığı tahsiliye sandalına binmiş üç arkadaşlarını görüp seslenirler. Biraz sonra tahsiliye sandalı yanlarına gelir ve onları da sandala alınırlar. Bundan sonra kaderlerini beklemeye başlarlar, aynen 90 metre aşağıdaki 22 arkadaşları gibi

***

Bu sıralarda Gelibolulu genç kız hala içindeki sıkıntının sebebini çözememiş halde, denizatlıyı bekliyordu. Halbuki denizaltı suyun dibinde, yan yatmış duruyordu.

 
  Toplamda 23411 ziyaretçisiteye uğradı  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=